DOLUNAY FM ISLAMI FORUM

*Hos Geldiniz* Allahumme Salli Ala Seyyidina Muhammed * Deyip OYLE CIKIN iNSALLAH
DOLUNAY FM ISLAMI FORUM

Saat

Giriş yap

Şifremi unuttum

Kimler hatta?

Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok


Sitede bugüne kadar en çok 67 kişi Cuma Tem. 28, 2017 10:45 pm tarihinde online oldu.

Dua Kuran-i Kerim Dinle

En çok konu başlayanlar

En son konular

» Sabah ve İkindi Namazından Sonra Nafile Namaz Kılınır mı?
Çarş. Haz. 27, 2012 9:16 am tarafından Admin

» Kur'an okumanın zararları
Çarş. Haz. 27, 2012 8:33 am tarafından Admin

» İslam Düşmanlarını Sevmenin Zararları
Çarş. Haz. 27, 2012 8:29 am tarafından Admin

» Vaktin Önemi ve Onu Boş Yere Harcamanın Zararları
Çarş. Haz. 27, 2012 8:26 am tarafından Admin

» Hadis Ezber Etkinlikleri
Perş. Mayıs 24, 2012 1:29 am tarafından Admin

» Namaz Dersleri
Perş. Mayıs 24, 2012 1:21 am tarafından Admin

» Regaip Kandili ile ilgili Hadisler
Perş. Mayıs 24, 2012 12:39 am tarafından Admin

» Regaib Kandili Nedir?
Perş. Mayıs 24, 2012 12:28 am tarafından Admin

» Üç Aylar İle İlgili Hadis-i Şerifler..
Perş. Mayıs 24, 2012 12:11 am tarafından Admin

Her gune ozel soz

Ezan Ve Namaz Vakitleri



En iyi yollayıcılar

Istatistikler

Kullanıcılarımız toplam 203 mesaj attılar bunda 142 konu

Toplam 12 kayıtlı kullanıcımız var

Son kaydolan kullanıcımız: vildankader@gmail.com

Cevşen-ül Kebir

Ey OguL

EY OGUL...... Bu yalan dünya mesakkat ve çile yeridir,sikintisiz çilesiz hayat hayat degildir,musibetlerse iyilerin hep pesindedir,dinle bütün nebiler neler çekmis EY OGUL...... Ademle havva akibet cennetten kovuldu,yakubunsa yillarca gözleri görmez oldu,eyyubun vücudunu habis kurtlar bürüdü,dert çekmeden kemale eremezsin EY OGUL...... ibrahim gibi ateslere atilmadikça,ismail gibi minada kurban olmadikça,yunus gibi baligin karninda kalmadikça ,gerçek müslüman olamazsin EY OGUL....... Aise gibi iftiraya ugramadikça,musa gibi kizildenize açilmadikça,yusuf gibi kardesler kuyuya atmadikça,sen dervis olamazsin EY OGUL..... Isa gibi çarmiha zulmle gerilmedikçe,süleyman gibi kus dilini bilmedikçe,nuh gibi tufanda gemiye binmedikçe,cennet ucuz degil kazanamazsin EY OGUL..... Hazreti ömer adaletle daim yogruldu,meryem magarada babasiz çocuk dogurdu,rabia ise bodrumda yilanla dost oldu,çile çekmeden alim olamazsin EY OGUL..... Veysel karani ise ana sözü dinlerdi,mevlana hak hak diye dönüp rabbe yöneldi,evliya çelebi hep diyar diyar gezerdi,rabbini aramadan bulamazsin EY OGUL.... Ali hem cengaverdi hemde çok cesaretli,yunus taptuka yillarca hizmet eyledi,imami azam elma suyunu içiverdi,gaflete dalmadan uyanamazsin EY OGUL..... Hazreti Muhammed gibi hicret etmedikçe,ayagina deve dikenleri batmadikça,magarayi örümcekler agla sarmadikça,hak dostuna komsu olamazsin EY OGUL.... Peygamberimize amcasi çok eziyet etti,nuhun oglu ise gemiye binmedi,kabil kardesini vurup nefsine yenildi,düsman uzakta deme en yakinin EY OGUL..... Bütün çileler bosuna çekilmedi,aciyla sabirla biryerlere gelindi,hepside tek tek imtihana tabi tutuldu,kazananlar kevser suyundan içti EY OGUL...... Atese dayanacagin kadar günah isle,büyük ruhlar büyük aci çeker bunu belle,sen peygamberlerin kuranin yolunu izle,ne kadar haksizliga ugrasanda EY OGULLLLLLL....... Yazar: Nur Yuzlum________

    HADİS USULÜ

    Paylaş
    avatar
    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 207
    Kayıt tarihi : 18/03/12

    HADİS USULÜ

    Mesaj  Admin Bir Ptsi Mart 19, 2012 9:02 am

    HADİS ISTILAHLARI
    BİRİNCİ FASIL-HADİSİN KISIMLARI
    İKİNCİ FASIL-Sahih Hadis (Mütevatir Hadis)
    ÜÇÜNCÜ FASIL-HASEN HADİS
    DÖRDÜNCÜ FASIL-ZAYIF HADİS
    A- Zayıf Hadisin Nevileri
    1. Mürsel Hadis
    2. Munkatı' Hadis
    3. Mu'dal Hadis
    4. Müdelles Hadis
    5. Muallel Hadis
    6. Muztarib Hadis
    7. Maklub Hadis
    8. Şaz Hadis
    9. Münker Hadis
    10. Metruk Hadis
    B- Mevkuf ve Maktu' Hadisler Zayıf Hadislerden midir ?
    C- Zayıf Hadislerin Rivayeti ve Onlarla Amel Etme Meselesi
    BEŞİNCİ FASIL-SAHİH-HASEN-ZAYIF HADİSLER ARASINDA
    MÜŞTEREK OLAN ISTILAHLAR
    A. 1-2-3) Merfu', Müsned ve Muttasıl
    B. 4-5-6) Mu'an'an, Mü'ennen ve Muallak
    C. 7-Cool Ferd ve Garib
    D. 9-10-11) Aziz, Meşhur ve Müstefiz
    E. 12-13) Ali ve Nazil
    F. 14-15) Mütabi' ve Şahid
    G. 16) Müdrec
    H. 17) Müselsel Hadis
    I. 18) Musahhaf Hadis
    ALTINCI FASIL-MEVZU' HADİSLER VE UYDURMA SEBEBLERİ
    YEDİNCİ FASIL-SENED ve METİN BAKIMINDAN HADİS


    --------------------------------------------------------------------------------
    1- Bu özeti yaparken "Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları, Prof.Dr.Subhi es-Salih, çeviri: Prof.Dr.M.Yaşar Kandemir" eserinden faydalandım.
    HADİS ISTILAHLARI
    BİRİNCİ FASIL
    HADİSİN KISIMLARI
    Hadis, sahih, hasen ve zayıf olmak üzere üç bölüme ayrılır.
    Mevzu'a gelince, "Mevzu' hadis" tabirini işittiğin veya bir yerde okuduğun zaman şunu bilmelisin ki, buradaki hadis sözü, onun nakil ve rivayet edilmesinin haram olduğunu gösterir.
    (Mevzu' hadis: Yalancıların uydurduğu ve iftira ederek Rasulüllah (as)'a nisbet ettiği haberdir . Mevzu' hadis, gerçekte hadis hükmünde olmayıp, yalnız onları uyduranlara göre hadis hükmündedir ).

    İKİNCİ FASIL
    (Birinci Kısım)
    SAHİH HADİS
    Sahih hadis: "Şaz ve mu'allel olmayarak, isnadı Rasulü Ekrem (as)'e veya sahabeden yahut daha sonrakilerden birine varıncaya kadar adl ve zabt sahibi kimselerin, yine kendileri gibi adl ve zabt sahibi kimselerden muttasıl senedlerle rivayet ettikleri hadistir".
    (Şaz hadis: Makbul bir ravinin kendinden daha makbul olan bir raviye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir).
    (Muallel hadis: Dış görünüşü bakımından kusursuz gibi görünse bile, sıhhatini zedeleyen bir kusuru olduğu anlaşılan hadistir).
    (İsnad ve sened: Bir metnin sonraki nesiller tarafından kaynağına ulaştırılmasıdır).
    (Metin: Bir hadisin bölümlerinden ikincisidir ve isnadın son bulduğu yerden başlayan kısımdır. Bu kısım umumiyetle Hz.Peygamber (as)'le ilgili bir konuyu aktaran ifadelerdir. Hadisin tarifi açısından göz önüne alındığında metin, ya Hz.Peygamber (as)'in sözünü ya da fiilini, ya da O (as)'na ait bir işi, bir olayı bir hali veyahut özelliği anlatan ifadelerdir).
    (Adl: Ravinin büyük günahları işlediği bilinmemesi ve küçük günahları işlemekte ısrar etmemesidir. Bu özellikleri taşıyan kimselere hadis ıstılahında adl veya adil denir, çoğulu ise udul gelir).
    (Ravi: Genellikle Hz.Peygamber (as)'in hadislerini rivayet eden kimseye denir).
    (Zabt: Ravinin işittiği bir hadisi aradan uzun zaman geçse bile dilediği anda hatırlayabilecek şekilde ezberleyip aklında tutma yeteneğine sahib olması". İbnu Hacer'e göre buna zabtu's-sadr (göğüs zabtı) denir. Bir de zabtu'l-kitab (kitab zabtı) vardır ki, ravinin kendi hadislerini ihtiva eden kitabını veya notlarını başkalarına rivayet edinceye kadar her türlü tahriften korumasıdır).
    (Muttasıl sened: Ravilerinin herbirinin bir önceki raviden işitmesi sebebiyle ilk raviye dayanan sened).
    Sahih hadise müsned ve muttasıl dendiği gibi, mütevatir ve ahad da denir; ayrıca garib ve meşhur demek de mümkündür.
    Mütevatir Hadis:
    "Aklın ve adetin yalan üzere birleşmelerini imkansız gördüğü bir topluluğun, senedin başından sonuna kadar yine kendileri gibi bir topluluktan rivayet ettiği sahih hadistir".
    Bu topluluğun sayısını bazı kimseler en az dört, beş, on, on iki, yirmi, kırk, yetmiş, üç yüz on üç erkek ve iki kadın şeklinde tahdid etmeye (sınırlamaya) çalışmışlar, buna da Kur'an'dan bazı ayetleri delil getirmişlerdir.
    Bütün bu istidlaller -isterse Kur'an-ı Kerim'den istinbat edilmiş (çıkarılmış) olsun- açık ve net değildir; zira bütün bu ayet-i kerimeler, orada bahsedilen hususi (özel) bir hadise ile alakalıdır. İbnu Hacer der ki: "Gerçekten de adet tesbit etmenin bir faydası yoktur".
    Mütevatir hadis, lafzi ve ma'nevi olmak üzere ikiye ayrılır:
    Lafzi mütevatir: Adı geçen topluluğun, senedin başından sonuna kadar, metnini aynı lafızla ve aynı şekilde rivayet ettiği hadistir.
    Alimlerin çoğu -mütevatir hadis'te her bakımdan lafzi mutabakatın (uygunluğun) bulunması şart koşulduğu takdirde-Kur'an-ı Kerim'den başka bir yerde bu şarta uyan bir naklin bulunmasını muhal (imkansız) görmektedir. Bazı alimler de bizzat hadis-i nebevide bir hayli lafzi mütevatirin bulunduğunu te'yit ederler (doğrularlar) ve buna delil olarak da, ayın yarılması, şefaat, kütüğün inlemesi, mest üzerine mesh, isra ve mi'rac, Rasulüllah (as)'ın parmaklarından su fışkırması ve az yiyeceği birçok askere yetiştirmesi hadislerini ve benzeri hadisleri ileri sürerler.
    Ma'nevi mütevatir hadisin rivayetinde lafzi bir mutabakat (uygunluk) aranmadığını söylemeye gerek yoktur. Ravileri ihtilaf etse de, aklen ve adeten yalan üzere birleşmelerine imkan olmayan bir topluluğun, hadisin manasını eda etmeleri (yerine getirmeleri) kafidir.
    Ma'nevi mütevatir, kimsenin inkar edemeyeceği kadar çoktur. Bunun misali: "Duada elleri kaldırmak" hakkındaki hadis-i şeriflerdir.
    Muhaddislere göre: "Tevatür, isnad ilminin şümulüne (içine girmez) girmez. Mütevatir hadisin ravileri araştırılmaz, hatta böyle bir araştırma yapmaksızın onunla amel etmek icab eder (gerekir)".
    (Tevatür: Yalan söylemeleri aklen mümkün olmayan çok sayıda kalabalığın bir haberi birbiri ardınca haber vererek nakletmekte birleşmelerine denir).
    Hem lafzi, hem de ma'nevi mütevatir hadisin kesin ve yakini (şüpheden kurtulmuş) bilgi ifade ettiğinde bütün muhaddisler müttefiktir (birleşmiştir). Onların ihtilafı, haber-i vahid olan sahih hadisin zan mı, yoksa kat'iyet mi ifade ettiği hususundadır.

    Sayfa 2


    Muhaddislerin çoğu, sahih hadisin kat'iyet ifade edebilmesi için şeyhan (İmam Buhari ve İmam Müslim) tarafından tahric edilmiş olması lazımdır, derler.
    İbnu Hazm der ki:
    "Rasulü Ekrem (as)'e varıncaya kadar hep adalet sahibi raviler tarafından rivayet edilen haber-i vahid hem ilim, hem de amel ifade eder".
    (Muhaddis: Senedler, illetleri, senedde adı geçen ravileri, isnadın ali ve nazil olanını bilen, çok sayıda hadis ezberleyen, Kütüb-i Sitte'yi, Ahmed b. Hanbel 'in Müsned'ini, Beyhaki'nin Sünen'ini, Taberani'nin Mu'cem 'ini ve ayrıca bin tane hadis cüz'ünü dinlemiş olan kimseye denir).
    (İllet: Bir hadiste dışarıdan farkedilemeyen ve bu hadisin sıhhatini yok edecek nitelikteki kusuruna denir).
    (Ali İsnad: Herhangi bir hadisin ravisi ile kaynağı olan Hz.Peygamber (as) veya o hadisi rivayet etmiş bulunan meşhur hadis imamlarından birisi arasında en az sayıda ravinin bulunduğu veyahut da tanınmış hadis kitaplarından birinin musannefine arada en az ravi ile ulaşabilen isnaddır).
    (Musannef: Çeşitli konulardaki hadisleri bir araya toplayan hadis kitaplarına denir).
    (Nazil İsnad: Ali İsnad'ın zıddıdır ve hadisi rivayet eden son ravi ile ilk kaynağı olan Hz.Peygamber (as) veya bir hadis alimi arasında normalin üstündeki sayıda ravi bulunan isnaddır).
    (Kütüb-i Sitte: Altı kitap anlamındadır. Bunlar şunlardır: İmam Buhari'nin ve Müslim'in Sahihleri, İmam Ebu Davud, et-Tirmizi, en-Nesei ve İbnu Mace'nin Sünen'leri ).
    (Müsned: İslam'a giriş sırası esas alınarak sahabe adlarına veya neseblerine (soylarına) göre hadislerin zikredildiği kitaplardır. Bu müsnedlerin en mükemmeli ve en genişi İmam Ahmed b. Hanbel'in Müsned'idir. Bu kitapta kırk bin müsned hadis vardır. Bunlardan on bini mükerrerdir (tekrar edilenlerdir)).
    (Sünen: Hz.Peygamber (as)'in sünnetini aksettiren hadislerin yazılı olduğu kitaba denir. Sünen kitaplarında genellikle merfu' yani Hz.Peygamber (as)'e ait hadisler bulunur. Sünen kitapları ikinci hicri asrın ilk yarısından itibaren yazılmaya başlanmıştır).
    (Mu'cem: Hocaların veya şehirlerin yahut kabilelerin adlarına göre hadislerin alfabetik olarak sıralandığı kitaplardır. En meşhur mu'cemler, et-Taberani'nin el-Kebir, el-Evsat ve es-Sağir adlı mu'cemlerdir).
    (Hadis Cüz'ü: Daha ziyade belli bir kişiden gelen hadisleri toplamak maksadıyla tertip edilen (düzenlenen) çoğu küçük çapta hadis kitaplarına denir).
    (Haber-i Vahid: Bir nesilde bir tek ravi tarafından rivayet edilen habere denir).
    (Tahric: İki manada kullanılır. Birisi rivayet, diğeri hadislerin kaynağını göstermek).
    Kabule şayan (layık) görüş, İbnu Hazm 'in görüşüdür; zira sadece Sahihayn hadislerinin kat'iyet ifade ettiğini söylemenin hiçbir manası yoktur. Bu iki kitabın dışında kalan kitaplardan sıhhati kesin surette bilinenleri de aynı şekilde kabul etmek gerekir. Bunların mü'minlerce büyük bir değeri haiz olması (büyük bir değer taşıması), diğer kitaplardaki sahih hadislerin değerini küçümsemeyi gerektirmez.
    (Sahihayn: İki sahih manasına gelen bu tabir İmam Buhari ve İmam Müslim'in sahihlerine denir . Sahih terimi ise sahih hadisleri ihtiva (içeren) eden kitaplar için kullanılır).
    "Sahih hadisin özelliği, Rasulüllah (as)'dan meçhul olmayan bir sahabi, ondan da iki tabii rivayet etmek suretiyle ve hadisçiler tarafından makbul addedilerek -birinin şehadet etme ehliyetini haiz olduğuna (taşıdığına) şehadet etmek gibi- günümüze kadar rivayet edilegelmesidir".
    (Tabii: Hz.Peygamber (as)'in ashabından herhangi birisi ile görüşüp ondan hadis rivayet edene denir).
    (Sahabi (çoğulu: ashab veya sahabe): Hz.Peygamber (as)'i peygamberliği sırasında mü'min olarak gören, mü'min olarak ölen kişilere denir).
    Sadece sahih hadisleri ilk defa toplayan İmam Buhari'dir. Sahih hadisleri toplama mevzuunda (konusunda) İmam Buhari'yi, talebesi İmam Müslim takip etmiştir.
    Hemen hemen ulemanın ekserisi (alimlerin çoğu), en sahih hadislerin Daru's-Sünne (sünnet yurdu) olan Medine halkı tarafından rivayet edilenler olduğunu kesinlikle belirtirler.
    İbnu Teymiyye diyor ki:
    "Hadis alimleri en sahih hadislerin Medineliler, sonra Basralılar, daha sonra da Şamlılar tarafından rivayet edilen hadisler olduğunda müttefiktirler".


    ÜÇÜNCÜ FASIL
    (İkinci Kısım)
    HASEN HADİS Hasen hadis: Şaz ve illetten salim olarak, zabtı mükemmel olmayan raviler tarafından muttasıl bir senedle rivayet edilen hadistir.
    Sahih ile hasen arasındaki fark, sahih hadis ravisinin zabt bakımından mükemmel olmasına mukabil (karşılık), hasen hadis ravisinin bu bakımdan noksan olduğudur. Her iki hadis de şaz ve illetten salim olup ihticac ve istişhada elverişlidir.
    (İhticac: Hadisten hüküm çıkarmaya denir) . (İstişhad: Bir hadisin aynı manaya gelen ve bir başka sahabiden nakledilen şahidini rivayet etmek, onu şahidi ile desteklemektir).
    (Şahid: Araştırma neticesi ferd (tek) olduğu zannedilen bir hadise benzeyen ve tek başına rivayette bulunduğu zannedilen ravinin şeyhinden rivayet etmiş olduğu anlaşılan ikinci bir hadise denir).
    İmam Tirmizi'nin Cami'i hasen hadisin kaynağıdır. Hasen hadis tarifini ilk defa ortaya atan da İmam Tirmizi'dir . Hadisleri ilk olarak sahih, hasen ve zayıf şeklinde taksim eden yine odur.
    Muhaddisler zayıf hadisi iki kısma ayırırlar:
    a) Amel edilebilecek olan zayıf hadis ki, bu İmam Tirmizi'nin ıstılahındaki hasen hadise benzer.
    b) Terkedilmesi zaruri olan zayıf hadis ki, işte bu büsbütün değersiz (vahi) olan hadistir.
    Sahih ve hasen hadisi tarif ederken bunların şaz olmaması gerektiğine işaret etmiştik. Şaz olmadıktan başka bunlar münker de olmayacaktır.
    (Münker hadis: Zayıf bir ravinin sika raviye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Münker, şazın zıddıdır; zira şazın ravisi sika olduğu halde münkerin ravisi sika olmayıp zayıf kimsedir).
    (Sika: Adalet ve zabt vasfı taşıyan ravilere denir).
    Sahih ile hasen arasında müşterek olan noktalardan biri de şudur: Bir sened hakkında sahihtir veya hasendir diye hüküm vermişsek, bu hükmün metne de şamil olması (onu içine alması) gerekmez; zira metin bazen şaz veya muallel olur.
    "Senedi sahih olan her hadisin metni de sahih olmaz" sözü şekilden önce muhtevayı (içeriği) gözeten muhaddislerin bir ölçüsüdür.


    DÖRDÜNCÜ FASIL
    ZAYIF HADİS
    Zayıf Hadis: Kendinde sahih ve hasen hadislerin sıfatları (vasıfları) bulunmayan hadistir.
    A- ZAYIF HADİSİN NEVİLERİ
    1. Mürsel Hadis
    Senedinden bir sahabi düşen hadistir. Yaşı ister küçük, ister büyük olsun bir tabiinin mutlak olarak Hz.Peygamber (as)'e nisbet etmek suretiyle (merfuan) rivayet ettiği hadistir.
    (Merfuan (refeahu): Ravinin hadisi, isnadını Hz.Peygamber (as)'e kadar ulaştırarak O (as)'nun sözü olarak rivayet etti, manasına kullanılır).
    Mürselin zayıf sayılmasının sebebi, senedinin muttasıl olmayışıdır.
    Mürsel, dinde hüccet (delil) değildir.
    Alimlerin bir çoğu sahabenin mürselini zayıf görmeyerek onunla amel etmektedir.
    Sahihayn'de sayılamayacak kadar sahabi mürseli vardır; zira onların rivayetlerinin çoğu yine sahabedendir.

    2. Munkatı' Hadis
    Senedinden bir kişinin düştüğü veya mübhem birinin zikredildiği hadistir.
    Zayıf oluşunun sebebi de, senedinin muttasıl bulunmayışıdır. Munkatı' hadis bu bakımdan mürsel gibidir.

    3. Mu'dal Hadis
    Senedinden birbiri peşine iki veya daha fazla ravinin düştüğü hadistir ; munkatı' hadisten daha kapalı ve mübhemdir.
    Mu'dal, hususi bir surette olmak üzere, munkatı'ın bir kısmı sayılmaktadır; zira her mu'dal, munkatı'; fakat her munkatı' mu'dal değildir.
    Tebe-i Tabiinin irsal ettiği hadis de mu'daldır.
    (Tebe-i Tabiin: Tabiilerden sonra gelenler, tabiine tabii olanlar, tabiini takip edenler; kısaca tabiilerle görüşüp onlardan hadis rivayet edenlerdir).
    (İrsal: Tabiinin büyüklerinden birinin isnadında sahabiyi atlayıp "Hz.Peygamber (as) buyurdu ki" veya "Hz.Peygamber (as) şunu yaptı" ve benzeri ifadelerle isnadını Hz.Peygamber (as)'e ulaştırarak O (as)'ndan rivayette bulunmasına denir.
    Mu'dal munkatı'dan, munkatı' da mürselden daha değersizdir.

    4. Müdelles Hadis
    Müdelles üç kısımdır:
    a) İsnad Tedlisi: Ravinin muasırı olup görüştüğü, fakat hadis almadığı birinden veya muasırı olduğu halde görüşmediği kimseden hadis işittiğini zannettirecek şekilde rivayet etmesidir.
    (Muasır: Aynı asırda, aynı devirde yaşayan kişi).
    Tedlisin en çirkin ve yalana en yakın olan kısmı budur. İmam Şafii, isnadda bir defa dahi tedlis yaptığını bildiği kimsenin hadisini almazdı.
    b) Şüyuhta Tedlis: Ravinin durumunu gizlemek istediği şeyhini, haiz olmadığı (taşımadığı) yüksek vasıflarla anması veya bilinen künyesinden (ünvanından) başka bir isimle zikretmesidir.
    (Şeyh: Genellikle hadis talebesinin, meclisine devam ederek hadislerini rivayet ettiği hadisçiye denir).
    (Meclis: Hadis okunan ve imla ettirilen oturumlara denir. Belli bir kitabın okunduğu, hadis meselelerin öğrenildiği derslere denildiği de olur).
    c) Tesviye Tedlisi: Ravinin, hadisini makbul ve sahih göstermek için senedde bulunan -fakat kendi şeyhi olmayan- birini zayıf veya kendinden daha küçük olduğu için atlayarak, hadisi sadece sika raviler rivayet etmiş gibi göstermesine denir.
    Tedlisin en kötü çeşidi, büyük ölçüde bir aldatma mevcut olduğu için tesviye tedlisidir.
    Bütün çeşitleriyle müdelles hadisin zayıf hadisler grubuna girmesinin sebebi, ravilerinin sika olduğunun sabit olmamasıdır.
    5. Muallel Hadis
    Muallel hadis: Dış görünüşü bakımından kusursuz gibi görünse bile, sıhhatini zedeleyen bir kusuru (illet) olduğu anlaşılan hadistir.
    (Bazı hadisler vardır ki, ilk bakışta sıhhat şartlarına uygun görünür. Fakat hadis illetlerini iyi bilen bir alimin araştırması sonucu bu hadisin dışardan farkedilmeyen ve sıhhatini yok edecek nitelikte bir gizli kusuru olduğu ortaya çıkar. Bu gizli kusura illet, böyle gizli bir kusur taşıdığı bir alimin tetkiki (incelemesi) ile anlaşılan hadise ise muallel adı verilir. Hadis illetleri hadis ilminin en çetin ve ince konularından biridir. Dolayısıyla muallel hadisler konusu, Hadis Usulünün en önemli ve zor konularından birini teşkil eder. Bir muallel hadis daha çok isnad, bazen de metni yönünden muallel olur. Muallel hadisin zayıf hadisler grubuna girmesinin sebebi, illetin o hadisin sıhhatini gidermesidir).

    6. Muztarib Hadis
    Birçok rivayetleri bulunmakla beraber, bu rivayetler birbirine müsavi (eşit) olduğu için aralarında tercih yapılamayan, bir ravinin iki veya daha çok sefer rivayet ettiği, yahut iki veya daha çok ravinin rivayet ettiği hadistir.
    Bu hadisin zayıf olmasına sebeb, ravilerinin hıfz ve zabtı hakkında ihtilaf edilmesidir.
    (Hıfz: Genellikle ravinin şeyhinden rivayet ettiği hadisleri güzelce ezberleyip muhafaza ederek yeri geldiğinde eksiksiz ve fazlasız olarak kendi talebelerine rivayet edebilme yeteneğine denir).
    Iztırab bazen metinde bulunmakla beraber, çoğunlukla isnadda bulunur.
    (Iztırab: Bir ravi bir sefer rivayet ettiği hadisi ikinci sefere değişik tarzda rivayet eder. Ondan işiten ravilerde birbirlerinden farklı şekillerde rivayet ederler. Bir ravinin aynı hadisi birbirinden farklı şekillerde rivayet etmesi veya birden fazla ravinin birbirlerinden ayrı olarak rivayet etmeleri halinde adalet ve zabt durumları farklı olmadığından rivayetleri arasında tercih imkansız hale gelir. İşte bu tercih imkanı bırakmayan hale ıztırab adı verilmiştir).

    7. Maklub Hadis
    Ravilerden birinin metindeki bir lafzı veya isnaddaki bir şahsın ismini yahut nesebini alt-üst etmesiyle, tehir edilmesi (geriye bırakılması ) gerekeni takdim (öne almasıyla ) veya takdim edilmesi gerekeni tehir etmesiyle veyahut bir şeyin diğerinin yerine konması suretiyle rivayet edilen hadise denir.

    8. Şaz Hadis
    Makbul bir ravinin kendinden daha makbul olan bir raviye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir.
    Şaz hadiste mutlaka teferrüd ve muhalefet şartlarının bulunması lazımdır. Bu iki vasfı haiz olan (taşıyan) bir hadis, sahih olmaktan çıkarak zayıf hadisler grubuna girer.
    (Teferrüd: Ravinin rivayetinde tek başına kalmasıdır).
    (Muhalefet: Ravinin, zayıf ise sika ravilere, sika ise kendisinden daha sika olana aykırı rivayette bulunmasına denir).
    Şaz hadisler zayıf hadisler olduklarından merdud sayılmışlardır. Bu bakımdan dini meselelerde hüccet (delil) olamazlar. Bir başka deyişle, şaz hadisle amel edilmez.

    9. Münker Hadis
    Zayıf bir ravinin sika raviye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir.
    Münker, şazın zıddıdır; zira şazın ravisi sika olduğu halde münkerin ravisi sika olmayıp zayıf kimsedir.

    Sayfa 6




    Şurası bir gerçektir ki, herhangi bir hadise mevzu' damgasını vurmak çok güçtür; zira bir hadise hemen sahihtir, demek gibi, arayıp sormadan mevzu' damgasını basmak da, ancak ağzına geldiği gibi konuşan, mes'uliyetini idrak etmemiş (sorumluluğunu kavramamış) araştırıcıların yapacağı bir şeydir.
    Mevzu' olduğunu kat'i surette bildiğimiz bir haberin uydurma olduğunu söylemeden nakletmek, şüphesiz kesinlikle haramdır.
    Rasul-i Ekrem (as) buyuruyor ki:
    "Yalan olduğunu bildiği bir sözü,ben söylemişim gibi nakleden kimse de yalancılardan biridir".
    Uydurma olan bir sözü, herhangi bir insan Rasul-i Ekrem (as)'e ait sanmasın diye, işi bu derece sıkı tutuyoruz. Ama biri tutar da mevzu' olan bir sözü, mevzu' hadise misal (örnek) olarak zikrederse, bunda beis (sakınca) yoktur; zira bundan maksat, anlatmak ve öğretmektir.

    YEDİNCİ FASIL
    SENED ve METİN BAKIMINDAN HADİS
    Mütehassıs tenkidcilerin (uzman eleştirmenlerin) üzerinde dikkatle durdukları şey, muhteva, yani hadis metnidir. Senede gelince o, bu muhtevayı tetkike (incelemeye) yardım ettiği ölçüde değerlidir.
    Hz.Peygamber (as)'in sözlerini ve hareketlerini tarihi ve tahlili (çözümlemeli) bakımdan araştırmak demek olan dirayetu'l-hadis ilmine istinat etmeyen (dayanmayan) hadis metni çalışması ve rivayet kitaplarını ezberleme gayreti, pek önemli bir şey değildir.
    Dirayetu'l-hadis ilminde muhaddislerin, ravi ile mervinin hallerini incelediklerini görmekteyiz.Ravi sözü ile sened zincirindeki bir halkayı, mervi ile sadece hadis metnini kastederler.
    Şu halde, mustalahu'l-hadis (hadis ıstılahları) ilmi, sadece senedle ilgili bahislerle uğraşmaz; ayrıca metne ait birtakım meselelerle de meşgul olur. Muhaddislerin bütün ıstılahlarında hem senedi, hem de metni içine alan ikili bir taksim görülür. Burada dikkat edilecek husus, muhaddislerin sened ile metni aynı derecede göz önünde bulundurduğudur. Şöyleki:
    Sahih ve hasen bahislerinde müşterek bir durum vardır. Bazen hem sened, hem de metin sahih olur veya sened sahih, metin zayıf; yahut metin sahih, sened zayıf olur. Hasen de böyledir. Bir hadisin sahih veya hasen olduğuna kesin surette, hükmedilemez; aksine sahih veya hasen olan sened midir; yoksa metin midir ?, bu yönü açıklanır. Senedi sahih olan her hadisin metni de sahih olmaz.
    Sahih hadis, mütevatir derecesine ulaşmışsa, ravilerinin sayısının çoğalması ve onda ittifak hasıl olması (görüş birliğinin ortaya çıkması) itibariyle isnadına değil, bu kadar çok ravi böyle bir yalanda ittifak edebilir mi, edemez mi ? diye metnine bakılır; zira hisse veya akla muhalif (aykırı) olan bir meselede kalabalık bir topluluğun anlaşması akla gelmez. Mütevatir bunun da üzerinde, isnad meseleleri ile alakası olmayan bir haberdir.
    Şaz hadisteki ravinin teferrüdü ve muhalefeti, çoğu zaman metinde bulunur. Bu sebebledir ki, şaz hadisi ancak şaz olan rivayet eder, derler. Münker hadisleri rivayet etmeyi hoş görmeyişleri yine bu sebebtendir. İllet ise, bizatihi (kendisi) hadiste bulunan bir kusurdur. Bu da ravilerin hataları sonunda meydana gelir.
    Hadis ister sırf zayıf olsun; isterse sahih-hasen-zayıf arasında müşterek olan bir hadis nevi olsun, zayıf hadis nevilerinin çoğunda hem sened, hem de metin bahis mevzuudur (konusudur).
    Sahabenin mürseli, sened bakımından munkatı' olmasına rağmen makbuldür; zira sahabenin, rivayet ettiği metni uydurmuş olması ihtimali mevcut değildir (yoktur); fakat Beni İsrail (İsrailoğulları'nın) haberlerini nakleden sahabilere karşı alimler sıkı davranmışlar ve haberlerini tetkike tabi tutmadan (incelemeden) kabul etmemişlerdir.
    Alimler illetin daha çok senedde bulunduğunu söylemekle beraber, metindeki illeti de reddetmemişlerdir ve şöyle demişlerdir:
    Bir hadisin metninde illet bulunabileceği için, mutlak olarak onun sahih olduğuna hükmedilemez.
    Maklub hadisi, metni maklub ve senedi maklub diye ikiye ayırmışlardır.
    Rasul-i Ekrem (as)'e kimse yalan söylemesin diye hadisin lafzan edasında (yerine getirilmesinde) senedden çok metin üzerinde titizlik göstermişlerdir.
    Sahih-hasen-zayıf arasında müşterek olan ıstılahların bir kısmında sadece metnin durumuna bakılır. Mesela merfu' hadis böyledir; zira Rasulüllah (as)'a varan bir hadisi, zevk-i selimin (doğru kavrayışın) tanıdığı gündüz aydınlığına benzer bir nuru vardır. Rasulüllah (as)'a nisbet edilerek onun ağzından uydurulmuş sözler gizli kalamaz; çünkü mevzu' hadislerde parlak basiretin (doğru ve ölçülü görüşün) yadırgadığı gece karanlığına benzer bir zulmet (karanlık) vardır.
    Alimlerimiz senedi bir hedefe varmak için kullanmışlardır. Bu hedef, hadisin sahihini mevzu'undan tefrik etmek (ayırmak) ve alimlerin, hukuk, sosyoloji, iktisat, askerlik ve politika konularında hadislerden faydalanmalarını sağlamak için onları farklı derecelere ayırmaktır.
    Muhaddislerin sened hakkındaki ölçüleri, metne tatbik ettikleri (uyguladıkları) ölçülerden, sadece açıklama, bablara (bölümlere) ayırma ve taksim etme bakımından bir farklılık arzeder. Yoksa çoğu zaman sahih bir sened, sahih bir metinle son bulur; ve hisse muhalif (aykırı) olmayan ma'kul (akla uygun), mantıki bir metin de çoğu zaman sahih bir senedle beraber zikredilir.
    Sika ravilerden meydana gelen nazil isnadın, sika olmayan ravilerin meydana getirdiği ali isnaddan üstün olmasında bir beis (sakınca) yoktur. Hayatta olan ravilerden rivayet etmek makbul değildir; zira muasır olmak bir mahzur (engel) sayılmaktadır.
    Tenkid edilen bazı hadislerin İmam Buhari ve İmam Müslim'in Sahih'lerinde bulunmasında , bazı zayıf hadislerin Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde yer almasında bir mahzur yoktur.
    Muhaddislerin ölçülerinde psikoloji ve sosyolojiden de faydalanılmıştır. Nitekim helva hadisi mevzu' olup onu helvacı Muhammed b. el-Haccac el-Lahmi uydurmuştur. Hz.Peygamber (as)'in Cuhfe'de hamama girdiğini iddia eden hadis de hadis hafızlarının ittifakı ile (görüş birliği ile) uydurmadır ; zira Rasul-i Ekrem (as) zamanında (O (as)'nun yaşadığı yerlerde) hamam diye bir şey yoktu.
    Bu ölçülerdeki hassasiyet aşikardır. Şöyle ki, bir defa bile yalan söylediği sabit olan ravinin hadisi kabul olunmaz. Çok yanılıp hatasından dönmeyen ravilerden hadis alınmaz. Muhaddislerin kulağı tashif yapılan kelimeyi kaçırmayacak kadar hassastır.
    Rasul-i Ekrem (as)'in ağzından çıkması mümkün olmayan sözler metinle ilgili hususlardır. Mesela Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği ileri sürülen hadiste Rasulüllah (as)'ın köle olmayı arzu etmesi gibi ki, buna imkan yoktur.
    Bütün bunlar bizi zaruri bir neticeye götürmektedir: Bu durumlar karşısında muhaddislerin daha çok sened üzerinde mi, yoksa metin üzerinde mi durduklarını tayin etmek (belirtmek) gerekirse, kesin olarak söylenecek söz, onların metin üzerinde daha çok durduklarını beyan etmek (açıklamak) olacaktır; çünkü sened bizi asıl söze ve metne götüren bir vesileden (araçtan) ibarettir. Muhaddislerin icad ve tatbik ettikleri (uyguladıkları) böylesine hassas bir metodun tarihte bir eşi ve benzeri yoktur.



    En iyisini ve en doğrusunu bilen şanı yüce Allah'tır.



      Forum Saati Salı Eyl. 25, 2018 12:32 am